28 Kasım 2010 Pazar
Yorgunsal Sebepler...
Bulantı ve bulanıklık... Yorgunluk ve yoğunluk... Tanımım bu şimdilerde. Duyguları hissedemeyecek kadar yorgun olmamak... Ve yaşamdan kopmak delicesine; sakin bir kasaba yahut bir ada, mistik bir müzik ve güneş; yürüyüş, dinginlik ve sevgi... Yapacak işinin olmaması... Erken kalkmayacak olmak... Az uyumamak... Doyasıya kitap okumak yalnızca zevk için... Sağlıksız yaşamak... İsteklerim bunlar. Uzaklaşmak istiyorum bazen yalnızca. Sessizliği dinlemek, ritmi bulmak ve huzurlu olmak. Lakin bu yüzyılın dünyasında değil sakin kalmak, sakin olmak istemek bile delilik öyle değil mi ? Yorgunum oysa... Haykıramasam da söylüyorum; çok yorgunum...
31 Ekim 2010 Pazar
Sorular, sorular ve sorular...
"Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır." demiş şair. İhtişamı vardır evet ama delirtir mi bu yoksa deliliğimizi dindirdiği için boşlukta ve haddinden fazla mı sakin hissederiz kendimizi? Peki ya nedir delilik? Normalde yapmadığımız, yapamadığımız şeyleri yapmak mı? Bir fıçının içinde yaşayan bir filozof yahut cesur bir gezgin neden deli olsun? Onlara göre de biz deli değil miyiz ki? Onlar farklı davranıyorlar, doğru. Peki biz sürekli aynı şeyi yapmıyor muyuz? Ömür boyunca dinginlik... Ömür boyunca hapis hayatı... Aynı mahallede bir ömür geçirmek gibi; aynı ev, aynı komşular, aynı mutfak... Söyleyin bana. "Fare gibi deliğe tıkılmam ben!" diye bağırıp yakılmayı tercih eden Jan Dark mı delidir yoksa "fare gibi yaşama tıkılmış" bizler miyiz deli olan?
26 Eylül 2010 Pazar
Gitmek...
Gitmek belki de hayatın en zor eylemi. Herhangi birinden, herhangi bir yerden gitmek... İster sevin orayı ister sevmeyin, ister yıllarca kalın ister bir gün gitmeden önceki o dakikalar hüzün verir mutlaka. Son kez etrafa bakmak, oraya kimbilir ne zaman tekrar geleceğinizi düşünmek... Bir odadan, evden gitmek neyse ama bir şehirden gitmek... İşte o en zoru bence. Düşünün ki boyoz yok artık. Hani şu ilk teneffüste çayla yenen sağlıksız lezzetçik. Kumru yok mesela. Deniz yok ! Hani okula vapurla giderken üzerimde hırkam, sırtımda çantam ve kafamda buruk hüzünlerim, kaygılı sessizliğim ve narin mutluluğum... Denize her bakışta düşündüğüm gelecek benimle olacak belki amma velakin bakıp geleceği düşüneceğim mavilik yok olacak. Ya sahil yolundaki sohbetler ? Çeşme kumrusu ve çay ?
Güneşin batışı bu kadar güzel midir başka bir yerde ? Denizin taa diğer ucunda küçülüp minicik bir nokta olarak mı gider nazlı nazlı sabah ışıl ışıl parlayacak olan güneş ?
Uzatmaya gerek yok, kısaca hoşçakal şehirlerin prensesi... Bir gün yeniden temelli buluştuğumuzda ben hayallerimi gerçekleştirmiş olacağım. Senin kucağında kurdum ben onları tek tek... Ve sayende gerçekleştiriyorum. Denizini, güneşini sakla benim için. Geldiğimde yudum yudum içeceğim hepsini, geldiğimde güzelliğinden ilham alacağım yeniden. Şimdilik hoşçakal.
Güneşin batışı bu kadar güzel midir başka bir yerde ? Denizin taa diğer ucunda küçülüp minicik bir nokta olarak mı gider nazlı nazlı sabah ışıl ışıl parlayacak olan güneş ?
Uzatmaya gerek yok, kısaca hoşçakal şehirlerin prensesi... Bir gün yeniden temelli buluştuğumuzda ben hayallerimi gerçekleştirmiş olacağım. Senin kucağında kurdum ben onları tek tek... Ve sayende gerçekleştiriyorum. Denizini, güneşini sakla benim için. Geldiğimde yudum yudum içeceğim hepsini, geldiğimde güzelliğinden ilham alacağım yeniden. Şimdilik hoşçakal.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
