Çandarlı... Balkonum öğlen güneşiyle dolu. Öyle ki dışarıdakiler deli diyorlardır bana. Bilmezler elbet sıcağı nasıl sevdiğimi.
Bir sahil köyü burası. Kaz Dağları'nın uzantısına kurulu. Tam bir köy. Damlarda sini sini salçalar, balkonlarda ipe asılı dizi dizi biberler patlıcanlar... Minik pansiyonlarda da misafirler, ben gibi. Pek sevmiyorlar bizleri lakin iyi dileklerini de esirgemiyorlar hiçbir zaman.
Sabahleyin gözleme alalım diye çıkıyoruz. Minicik bir çay bahçesi. "Çandarlı Aile Çay Bahçesi" diyor tabela. Belediye binasının dibinde, tam merkezinde Çandarlı'nın. Patatesli gözleme söylüyoruz. "Sefalar getirdiniz, az oturun hemencik yapıveriyorum." diyor teyze. Bu sıcakta başında örtü, altında etek, bluzun kolları bilek hizasında. Gencecik bir kadın elinde patates, dereotu, maydanoz dolu bir kapla çıkageliyor. Geliniymiş meğer. Çok da konuşmadan bitiriyorlar paketleri. Atıveriyorlar içine de bir iki ıslak mendil. Ellerimizde sıcacık gözlemeler pansiyona doğru yola koyuluyoruz. Bakkaldan neskafe alacağız. "35 kuruş tanesi ammaaa size üç tanesi 1 lira." diyor amca. Öylesine sıcakkanlı... Bazı geceler sarhoşlara laf anlatırken görüyorum onu. Safça bir hanımı var yanında. Geçinip gidiyorlar belli ki.
Küçük bir çarşısı var buranın. İnsanlar kendi elleriyle yaptıkları takıları, tokaları, bibloları satıyorlar. Duydum ki başka türlüsü yasakmış ancak el yapımı şeyler satılırmış o çarşıda. Bir tezgahın önünde durduk geçenlerde. Bakındık öylece. Giderken "Allah razı olsun." dedi adam. Şaşırdım. "Bir şey de almadık ama..." diyecek oldum. "Baktınız, beğendiniz ya kızım. O da yeter." dedi. Nasıl saf, nasıl güzel bir mutluluk bu...
Tezatlarla dolu aslında Çandarlı'nın yazı. Biz tatilciler altımızda şort, üstümüzde salaş t-shirt, ayaklarımızda sandaletlerle dolanıyoruz ortalıkta, Çandarlı Belediyesi'nin anonsunu duyup düğüne gelen "kalıcı" halk ise kocaman alanda "Fidayda" oynuyor şıkır şıkır elbiselerle.
Fark ettim ki böylesi yerler içine çekiyor insanı bir karadelik misali. Bir de baktım yüzler bana tanıdık gelmeye başlamış, bakkala çakkala selam vermeye başlamışım. Buranın insanlarının o kendilerine has sıcaklığı bulaşıvermiş mi bana da! Hiç tanımadığım genç bir erkeğe kahve falı bakıyorum terasta. Ortada bisküviler, dondurmalar gırla. Bisküviler benden, dondurmalar ondan, kahveler pansiyon ikramı, kahkahalar ortak. Orta yaşlı iki hanımla gece battaniyeleri alıp sahilde uyumak için sözleşiyorum. Geceleyin yan odadaki amcanın horlamasıyla korkup uyanıyorum, sabah ise kahkahalarla kendisine anlatıyorum. Ne alınmadan eser var burada ne kızgınlıktan. Hele ki bencilliğin adı geçmiyor mübarek. Yemek yaparken fal baktığım çocuğu görüyorum. "Annemle balık tuttuk da yarısını size getirdim." diyor. Gecesine teras sohbetinde bir kalamarı tekneye çekmek için nasıl da bir saat uğraştığını anlatıyor. Ben onunla dalga geçiyorum o benim göbeğimle. Oysa ilk gün terasta birbirimizi görünce çekinirim diye apar topar aşağı inmişti. Ah Çandarlı... Nelere kadirsin!
Burada son günüm. Dünyanın en güzel üçüncü havasına veda edeceğim. Suyu soğuk insanları sıcak bu memlekette öyle harika dostlar edindim ki. Bursa'da, İstanbul'da çalacak kapılarım oldu. Neler yapmadım ki burada... Kaleye bakıp neşeli türküler söyleyen teyzelere eşlik ettim, sevdiği kız evlendi diye ufka bakıp hüzünlenen adamın derdini dinledim, yemeğin yanışını "Amaaan ona dert buna dert bu da mı dert?" diye karşılayan hanımla gözümden yaşlar gelene dek güldüm. Gecenin dokuzunda insanların alkışları eşliğinde denize girdim. Denizin üzerine uzanıp ayı izledim. Bir nevi huzurun anlamını öğrendim. Milli piyangocu arıyorum diye tüm Çandarlı halkını –muhtar dahil- seferber ettim. “Vallahi bulursam çıkacak ya. Telefonu filan yok mu? Ne olur bak yemin ediyorum sizleri de göreceğim çıkarsa…” diye dolandım ortalıkta. Bulamayınca sayısal loto oynadım. İkili bile tutmadı. Eğlendiğimle kaldım öylece.
Güzel şeylerin sonu çabuk gözükürmüş. Bu da öyle oldu elbet. Her şey tadında kalınca güzel bence. Tıpkı benim bu mutluluk dolu tatilim gibi…
Bana dertlerimi unutturan Çandarlı... Dilerim yolu sana düşen her yolcuya ışık olursun.
