Gitmek belki de hayatın en zor eylemi. Herhangi birinden, herhangi bir yerden gitmek... İster sevin orayı ister sevmeyin, ister yıllarca kalın ister bir gün gitmeden önceki o dakikalar hüzün verir mutlaka. Son kez etrafa bakmak, oraya kimbilir ne zaman tekrar geleceğinizi düşünmek... Bir odadan, evden gitmek neyse ama bir şehirden gitmek... İşte o en zoru bence. Düşünün ki boyoz yok artık. Hani şu ilk teneffüste çayla yenen sağlıksız lezzetçik. Kumru yok mesela. Deniz yok ! Hani okula vapurla giderken üzerimde hırkam, sırtımda çantam ve kafamda buruk hüzünlerim, kaygılı sessizliğim ve narin mutluluğum... Denize her bakışta düşündüğüm gelecek benimle olacak belki amma velakin bakıp geleceği düşüneceğim mavilik yok olacak. Ya sahil yolundaki sohbetler ? Çeşme kumrusu ve çay ?
Güneşin batışı bu kadar güzel midir başka bir yerde ? Denizin taa diğer ucunda küçülüp minicik bir nokta olarak mı gider nazlı nazlı sabah ışıl ışıl parlayacak olan güneş ?
Uzatmaya gerek yok, kısaca hoşçakal şehirlerin prensesi... Bir gün yeniden temelli buluştuğumuzda ben hayallerimi gerçekleştirmiş olacağım. Senin kucağında kurdum ben onları tek tek... Ve sayende gerçekleştiriyorum. Denizini, güneşini sakla benim için. Geldiğimde yudum yudum içeceğim hepsini, geldiğimde güzelliğinden ilham alacağım yeniden. Şimdilik hoşçakal.
